Fas: Unutulmaz bir çöl deneyimi…

0 232

Zagora, Fas’ın güneybatısında, Büyük Sahra Çölü’nün girişinde bir kasaba. Fas’a gelmeden önce çölde uyanmak gibi bir hayalim vardı ama gerçekleşeceğini planlayarak gelmemiştim. Marakeş’te ikinci günümüzdü ve kurban bayramı sebebi ile Souklar ( kapalı çarşı) kapalıydı, hiphoplarla şehir turu yapmaya karar vermiştik.

Otobüs belli bir rotada  dolaştığı için dilediğimiz noktada inip yeniden binebiliyoruz, bir gün boyunca geçerli bir bilet aldık ve kulaklıklarımızı takarak gezinmeye başlamışdık ki  daha birinci turu tamamlamadan tur broşürlerinin camlarını kapattığı bir otelin önünde indik ve anlık bir karar ile  araba kiralayıp çöle gitmek için tur firmasında aldık soluğu.  2 günlük araba kirasını ve tur paketinin içeriğini sorduk, aldığımız ücret makul olsa da bu ülkede her zaman pazarlık yapılması gerekiyor,  pazarlık yapacak zamanımız bile yok, fiyat teklifini kabul ettik. Otele uğrayıp sırt çantalarımızın içine bir iki parça eşya alıp ( çorap, kazak vs.) 1 saat içinde bize tahsis edilmiş bir şöför ve orta sınıf bir araba ile yola düştük. Asıl macera işte şimdi başlıyordu. Çöle gidiyorduk hem de ortak konuşma dilimiz olmayan, çat pat İngilizce bilen bir şöför ile :)

zagora-fas

Marakeş’ten Zagora’ya 360 km.lik mesafeyi yaklaşık 5 saatte gidebileceğiz. Ancak Fas’ta geçirdiğimiz iki günde anladık ki Faslıların mesafe ve zaman tahminleri gerçekle yakından uzaktan alakalı değil. Yine farklı bir coğrafyaya gitmenin verdiği heyecanı yaşıyorum. Yol üzerinde göreceğimiz Kasbahlarda ( köy) mola vereceğiz, akşam üzeri gün batımına çöle yetişeceğiz. Şöforümüz uyumlu ve sevimli, en azından güven verici. Çat pat Fransızca kelimeler (sözlükten bakıyoruz) çat pat İngilizce ile inanılmaz bir uyum içindeyiz.

Yol boyunca Fas’da yaşam ve ülke hakkında bilgiler almaya çalışıyoruz, sigortacı kimliğimle ve meraktan arabanın trafik sigortasını ve yolda kalırsak asistans hizmet alıp alamayacağımızı sordum,her şeyin olduğunu söyledi. Atlas Dağları’nın tepesine geldiğimizde her yer kar ve çok soğuktu, arabada titremeye başladık. Bir tarafımız uçurum, karlı yollarda ilerliyoruz, oysa ki Marakeş’te tişörtle geziyorduk. Kısa bir ısınma ve ihtiyaç molası verdik, şöminesi yanan bir dinlenme yerinde sıcak çay ve bisküvi ile karnımızı doyurduk. Dağları aşarken Berberi köyleri, koyun sürüleri ve çobanlar, kıraç kırmızı topraklar… Ve illa ki dağın başında bile olsa karşımıza pat diye kukelatalı Faslılar çıkıyordu. Hava kararmaya yakın zamanlarda gördüğümüz her kukelatalı görüntü bizi korkutuyordu. Giderken mola vermemeye fazla oyalanmamaya çalışıyor, bir an önce çöle ulaşmak ve güneşin batışını izlemek istiyorduk. Ancak bizim şöför kendi istediği yerlerde sigara ve dinlenme molaları vere vere gittiğinden, mola sürelerini de kendi ayarladığından biz çölün girişine 5 saat yerine neredeyse 8 saatte gidebildik, ama nedense hiç şaşırmadık bu duruma :)
fas-zagora

Zagora’ya vardığımızda hava kararmış güneşi kaçırmıştık. Arabamız bir yerde durdu, bizi 12-13 yaşlarında bir erkek çocuğu üç deve ile bekliyordu. Şöför bizi küçük rehbere teslim etti ve sabah saat 7de bizi yine aynı yerden alacağını söyledi. Ben deveye binmeyi hiç ama hiç sevmediğimden yürümeyi tercih ettim, kız arkadaşım da bana eşlik etti, ancak sürekli bir koşturmaca ile devenin uzun adımlarına yetişmeye çalışıyorduk. Rehberimize işaretlerle kaç dakikalık yolumuz kaldığını sorduğumuzda her defasında 20 dk.yı gösteriyordu. Klasik zaman ve mesafe kavramsızlığı burada da karşımızda idi. Biz köyü yürüyerek çıktığımızda zaten 20 dk olmuştu ve çöle develerle gideceğimize göre daha fazla yürümenin ve yorulmanın da bir anlamı yoktu. Diğer yandan erkek arkadaşımız gayet keyifli, şarkılar türkülerle devenin üzerinde sallanarak ve yorulmadan gidiyordu. Daha fazla dayanamadık ve develeri durdurarak biz de bindik. Bacaklarımızı devenin yanlarına değil boynuna doğru uzatmamız önerildi, bu öneriye uyduk. Gökyüzü pırıl pırıl masmavi, ay dolunay ve haşırrr huşurrr kum sesi… Ben bu geceyi ömrüm boyunca unutamam. Rehbere ne kadar kaldı diye sormaya, o da her defasında 20 dk demeye devam etti. Dolunayın altında keyif sigarası yaktık, çölün ortasında ilerlerken sessizliğe karşı şarkılar mırıldandık. Derken uzakta kampın ışıkları göründü ve bu güzel deve yolculuğu ortalama 1 saat sürdü.

Kampa vardığımızda 7-8 tane çöl çadırı, kamp ateşi, İspanyol ve Amerikalılardan oluşan ortalama 20 kişilik bir misafir grup vardı. Bizi de çadırımıza yerleştirdiler. Akşam yemeği olarak tavuklu sebzeli tajin yedik ve Fas’ta yediğimiz en iyi tajini biz çölün ortasında yemiştik. Yemek sonrası ateşin başında oturduk, diğer misafirlerin davulla çalıp söyledikleri şarkıları dinledik.  Hava soğuktu ve daha da soğuyacaktı. Sabah bizi 5 de kaldıracaklardı. Çadırımıza döndük, yer yataklarımız hazırlanmıştı. Yanımda getirdiğim iki kat çorabı, sweatshirti kazağı her şeyi giydim üst üste. Üçümüzün yatağı yan yana idi,sıralandık yattık ancak soğuktan uyuyamıyorduk, resmen tir tir titriyorduk.

fas-zagora

zagora-fas

Sabah 5’e saatimi kurmuştum, kamptaki görevliler gelmeden uyandım, güneş daha doğmamış her yer karanlıktı. Diğer misafirler de kalkmış bir kum tümseğinin üzerinde oturmuş onlar da güneşi bekliyorlardı. Dışarısı hala soğuktu, güneş yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyordu. Güneşin doğuşu harika idi. Birkaç kare çekim yaptım, ama şimdi düşünüyordum da daha verimli geçirebilirmişim aslında. Çekim sayım az olduğu gibi gözlüklerimi de takmayı unuttuğum için  çektiğim kareler de flu çıkmış. Tabii ben bunları sonradan fark ediyorum 🙂 Güneş doğdu artık ve Zagora’da gün yeniden başlıyor. Çölde akşam yemeği harika idi , şimdi de kahvaltı yapacağız, yer sofrası kuruldu, çaylar geliyor. Ama bana göre tam bir hayal kırıklığı; marmelat , tereyağ ve ekmek.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.